Gözlerini açıyorsun
bu dünyaya,
Boğazından
Ses kopuyor,
Dünyanın eşiğine.
Dünya, seni selamlıyor:
“Hoş gelmişsin beşiğime”.
Sesle tanıyorsun, insanı
hayatı,
Nimeti…
Bağırıyorsun,
Haykırıyorsun.
Ya uyku ihtiyacı
Ya da ki ekmek acı…
Ve işte
Başlıyor mücadelen

Hayata karşı…
Büyüyorsun,
Ses,
yerini
söze bırakıyor.
Ağzın kadar
küçük sözcükler öğreniyorsun.
“Anne.”
“Baba.”
“Akka.”
“Bıva.”
Öğreniyorsun,
Duyuyorsun
Duyman gereken,
Duymaman gereken
Sözleri…
Duaları,
Bedduaları,
Küfürleri,
Gizlin-saklın

Sohbetleri…
Ve böyle başlıyor
ilk yasağın,
İlk cezan:
— “Sakın
Burada duyduğunu
kimseye anlatmayasın ha!
Dondurma almam ha sana!
Gezmeye götürmem ha seni!”
Anlaştık mı?”
— Tabii.
Hayırlı olsun
Bu da hayatında
Aldığın ilk
Rüşvetin…
Büyüyorsun
Söz,
yerini
cümlelere bırakıyor:
“Ben tablet istiyorum,
“Bisiklet alın bana,
“Hoşlanmıyorum bundan
Nefret ediyom ondan,
“Annem diyor gelmesinler,
“Babam diyor selam verme.
“Konuşma,
“Sessiz ol,
“Sus!
“Kes!”
İşte böyle
Tanıyorsun kendini
Babanı,
Anneni,
Yakınını,
Yabancıyı,
İnsan huyunu…
Ve biraz daha
büyüyor
mücadelen…
Yavaş yavaş
sertleşiyorsun…
Yetişiyorsun,
Cümlelerin de yetişiyor
Düşüncelerin de…
Yarısı okulda,
Yarısı sokakta,
Yarısı evde,
Hayırda,
Şerde…
Tanııdığın insanların
Sayı da artıyor…
İnsanlar tanıyorsun
Yaşından büyük,
Tanıdıkca da yaşlanıyorsun
Başından büyük…
Soruyorlar sana:
“Kimsin?”
“Baban kimdir?”
“Deden kimdir?”
“Anan kim?”
Cevap veriyorsun:
“Ali’yim.”
“Sara’yım.”
“Tahir’im.”
“Koçali’nin oğluyum.”
“Ekber’in de torunu”
“Elövset’in kızıyım.”
“Sara’nın da evladı.”
İsimler ne tanıdık…
Koçali,
Ekber,
Sara…
Alaycı bir gülüşle
Bakıyor onlar sana:
Ne iyi! Hoş gelmişin!
Ay, Koçali’nin oğlu!”
“Ay Ekber’in torunu!”
“Ay, Elövsetin kızı!
“Ay, Sara’nın evladı!”
“Gel, bir çay iç bizimle
Buyur, gözümün nuru!”
Ve böylece duyuyorsun
İlk sahte samimiyeti,
İlk sahte sıcaklığı…
Duyuyorsun,
Ama
susuyorsun…
Ve biraz daha
sertleşiyorsun….
Büyüyorsun…
Büyüyorsun…
Öğrencisin,
Talabesin
Okuduğun kitapların,
tanıdığın yazarların,
öğrendiğin hikâyelerin,
satır satır ezberlediğin
ders kitaplarının da
Ezberi mahverinden
Değişiyor…
Artık her şeyi
ve herkesi
tanıyorsun
Dünyayı,
İnsanlığı…
Her şeyin
ve herkesin
tadına varıyorsun,
Kinin,
Nefretin,
İhanetin,
Vatana,
Anneye.
Babaya,
Bayrağa,
İncile,
Tevrata,
Kurana,
Tanrı’ya.
Ve bütün insanlığa
duyduğun
muhabbetin…
Ve bir gün…
En çok vurgunu olduğun kimselerden
en çok sevdiğin şeylerden
iğrenmeğe başlıyorsun….
Ve işte böyle başlıyor
hayatındaki
en büyük mücadelen!
Kutsal bildiğin,
dokunulmaz sandığın
tüm değerlere karşı!
Çünkü iç yüzünü görüyorsun!
Kutsallığın altındaki
İğrençliğin!
Çünkü iç yüzünü görüyorsun!
Dokunulmaz sandığın
değerlerin altındaki
insan onurunun
zorlanmış bekaretini!
Ve böylece
daha da güçleniyor
mücadelen
Tüm “sus”lara ve
Tüm korkulara karşı!
Ve güçlenmeli de,
Azizim!
Kulak ver!
Bak, ne diyor
Ataların nefesi:
“Konuşmak gümüştürse,
susmak altındır,
oğlum,
kızım.”
Ne güzel sözmüş bu söz…
Deme,
ilk yasağımız
en başından
konulmuş,
Deme,
ilk rüşvetimiz
en başından
verilmiş
Sükut!…
Altına berabermiş…
Susma!
Susma!
Konuşgil!
Sözlerinin kıymeti
gümüşten
düşse bile!
Çünkü senin “sus”undan,
o altın sükutundan
ne altınlar kazanır
küçük büyük adamlar!.
O büyük siyasiler.
Abalı ruhaniler!
O dev kapitalistler.
Nüfuzlu bürokratlar,
O toprak ağaları,
Büyük sermayeciler!
Onlardan her yerde var!
Ankara’da.
Bakü’de.
Tel Aviv’de.
Tahran’da.
İşte böyle palazlanıyorlar!
Bizim gibi insanların
zihinlerini
Ve
Ruhlarını
yuta-yuta…
Susma!
Susma!
Konuşgil!
Korkma!

Sen
hâlâ varsın!
Korkma,
Korkma
İleri!
Çünkü,
düşünen başsın!
Dönme mücadelenden!
Çünkü sen…
BİR YURTTAŞSIN!